Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Kadını

Devlet Bakanı Işılay SAYGIN İzmir Sanayi Odası tarafından 19 Haziran 1998 tarihinde düzenlenen “Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Kadını” konulu toplantıya katıldı. Bakan SAYGIN davetli olarak gittiği toplantıda Türk kadınının dünü, bugünü ve yarınını anlatan konferans verdi. Devlet Bakanı Işılay SAYGIN'ın konferan s metniin özeti şöyledir.

İSLAMİYET ÖNCESİ KADININ DURUMU

Türkiye'de kadın sorunu incelenirken çoğu kez başlangıç noktası olarak Osmanlı Devleti öncesi aşiretler dönemi alınmakta ve bu dönemde kadınların tüm etkinliklere katıldığı siyasal kararların alınmasında söz sahibi olduğu, kadın ve erkeğin evlilik içinde eşit haklara sahip bulunduğu, tek eşli evliliğin sürdürüldüğü bildirilmektedir.

Bu dönemde kadının konumu incelendiğinde ana ve baba soyunun değerce birbirine eşit tutulduğu görülmektedir.Her iki taraf aile malından hakkını önceden alıp mallarını birleştirerek bir ev sahibi olurlardı. Dolayısıyla eski Türklerde ev yalnız kocanın malı olmayıp karı ile kocanın ortak malıydı.

Kadın evlenmeden önce babasının, evlendikten sonrada kocasının velayeti altında olmasına rağmen askerlik ve devlet memurluğu dışında toplumdaki her görevi yüklenebiliyordu . Erkeklerin olamdığı yerde yönetivi durumunda bulunuyordu.

Şölenlerde, kurultaylarda , törenlerde, savaş ve barış kurullarında kadında erkekle birlikte olurdu.

Kadınlarda aranan en önemli özellik yiğit olmasıydı.kahraman kadın gözde kadındı. Kadın ata biner, ok atar ve gerektiğinde savaşırdı. Genç kızların evlenme çağında ev içi sorumlulukları ne derece iyi yapacakları dkkate alınmamakta, onların ne kadar iyi ata bindikleri ne kadar iyi silah kullandıkları önemli seçim kriteriydi.

Hun Devleti döneminde devleti hakan ve hatun birlikte yönetirlerdi.Orhun Kitabelerinden anlaşıldığına göre yalnızca “Han emreder” sözlerini içeren yazılı emir kabul edilmez ancak,”Han ve Hatun emreder” ibaresi yer alırsa emirler geçerli olurdu. Yabancı diplomatların huzura çıkabilmesi için Han ve Hatun'un birlikte bulunmaları gerekirdi.Bunlardan birinin olmaması durumunda görüşme yapılamazdı.

Bu dönemde iyilik tanrılarının kadın olması o dönemde kadına verilen değeri bir kez daha ortaya koymaktadır.

Türk kadını o günün koşulları gözönünde bulundurulduğunda özgür yaşamıştır. Çeşitli işleri eşleri ile birlikte girmiştir. Dolayısıyla biyolojik görevi olan analığın elverdiği ölçüde özgürlük ve eşitlikten en geniş ölçüde yararlanmıştır.

İSLAMİYET VE KADIN

İslam dininin tüm kuralları kadın ve erkek için eşit şekilde düzenlenmiştir.Ancak İslamiyet Arap toplumunda doğmuştur ve oradan tüm dünyaya yayılmıştır.İslamiyetin yayılması ile birlikte Arap kültürü de bir ölçüde yayılmaya başlamıştır.Türkler islamiyeti İ.S. 9.yy.de benimsemeye başlamışlar ve 11.yy. Kadar bu süreç devam etmiştir. Arap topluluğunda kadının ikinci planda yer alan konumu İslamiyeti benimseyen diğer toplumlara da aynen yansımışır.İslamiyetin başlangıcında koşulların yetersizliği ve bu konuda yetişmiş din bilginlerinin sayısal azlığı nedeniyle islam dini ile Arap Kültürü içiçe girmiş ve o haliyle dünyaya yaılmaya başlamıştır.İslamiyetin Arap Kültürü ile birlikte yaygınlaşıyor olması kadınların toplumsal yaşamında değişiklikler ortaya çıkartmıştır. Kadını ve aile hayatını olumsuz yönde etkileyen bu değişiklikler ortaya çıkartmıştır Kadını ve aile hayatını olumsuz yönde etkileyen bu değişiklikler ondan sonraki dönemlerde de devam edegelmiştir

Selçuklular döneminde Türk kadını atalarından gelen geleneklerini korumaya çalışmış ve bu konuda mücadele vermişlerdir.Ancak Osmanlı Devleti döneminde kadının sosyal açıdan gerilediği görünen bir gerçektir. Dolayısıyla Türklerden daha geri bir toplum olan Arapların kültürünün etkisiyle kadınlar eve kapatılmış, giyim kuşamlarına kısıtlamalar getirimiş, iş hayatından alıkonulmuş, çok eşitlliğe zorlanmıştır.

Anadoluya geldiğinde erkekler ile eşit hak ve statüye sahip olan Türk Türk Kadını Osmanlı Döneminde toplumdaki yerini büyük ölçüde kaybetmiştir.

Böylece kadının, ekonomik, siyasal yönden olduğu gibi, toplumsal etkinliği de azalmış ve aile içindeki durumu bu doğrultuda etkilenmiştir.

Kısaca Osmanlı toplumunda kadın, devlet, din ve ailenin etkisinde kalarak erkeğe göre bazı kesimlerde dezavantajlı konuma itilmiştir.

Ancak bu dönemde kent kadınları tümüüyle eve kpalı bir biçimde kurumsallaşmış kadınlık uğraşını sürdürürken, kırsal kesim kadını üretimde yer almaya devam etmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman ve Üçüncü Selim dönemlerinde halk sınıfından kimi kadınların çalışma yaşamına girdikleri bu dönemde kadınların pratik hekimlik yaptıklarına ilişkin belgeler bulunmuştur.Bunun yanı sıra Kanuni döneminde evden eve dolaşan bohçacı kadınlar “çalışan kadın” sayılmaktaydı.

Çeşitli Osmanlı Fermanları kadınların giyimleri ve toplumsal yaşama katılmalarına ilişkin sınırlayıcı kurallar getirmiştir.Bu fermanlarla düzenlenen konular arasında, kadınların erkeklerle sandala binmemeleri, kaymakçı dükkanlarına girmemeleri, ferace biçiminde yenilik yapılmaması, mesire yerlerine gitmemeleri, ince kumaştan ferace giyilmemesi, ince kumaştan ferace diken terzilerin bu hareketlerini tekrarlamaları halinde evlerinin önünde asılacağı, kadınların haftada dört gün evlerinden dışarı çıkabilecekleri veya (lll.Osmanlı dönemi)hiç evden çıkmayacakları (lV. Mustafa dönemi ) kadınların babaları ve oğulları ile bile sokakta birlikte yürüyemeyecekleri , arabaya binmemeleri , ezan saatinden sonra dışarıda kalmamaları , belirli terlerde dolaşmamalarıyer almaktaydı.

Kadının haklarının savunulması konusunda ilk çalışm 19. yüzyıl içinde başlamıştır.Osmanlı toplumunun hızla batılılaşmasını isteyenler Sarayda tek karılığın hukuksal rejiminin uygulanması bu amaçla padişahın odalıklarının tasfiyesini , kadın giysilerinin özgürleşmesini , birlik kuvvetlerinin kadınlarının özel yaşamına karışmamalarnı, evlilikte serbest eş seçebilme olanağının sağlanmasını, evlilik hazırlıkları sırasında aracıların kaldırılmasını , kızlar için özel bir tıp okulunun kurulmasını , Avrupa'dan esinlenen bir medeni yasanın kabul edilmesini, çok karılılık ve tek taraflı boşanma yasalarının kaldırılmasını ve kadın sorununa önem verilmesini talep ediyorlardı.

Tanzimat döneminde çok sınırlı da olsa kadınlara bazı haklar tanınmaya başlanmıştır.

Tanzimat fermanı ile başlayan ve ikinci meşrutiyete kadar süren dönemde kaadınlar için çok önemli olan kız çocuklara da erkek kardeşleri gibi babalarından kalan topraklar üzerinde veraset hakkı tanınmıştır. Ayrıca kölelik ve cariyelik yasaklanmıştır.

Bu çerçevede bazı önemli gelişmeler görünmüştür. Avrupadan getirilen ebe kadınlar Tıp Okulunda kurslar vermiş , 1858 yılında ilk kız ortaokulu açılmış, 1869 'da kız sanat okulu , 1870 yılında kız öğretmen okulları açılmıştır. 1873 de ilk kadın öğretmen , 1883 'de ilk okul yöneticisi atanmıştır.

Böylece Osmanlı döneminde kent kadınının çalışma yaşlamına girişi, gelenksel kadınsı uğraşlardan olan hemşirelik ve öğretmenlik ile olmuştur.

Avrupa'dan etkilenen dönemin aydınları ise kadının toplumdaki kkonumunun yükselmesini destekliyorlardı. Namık Kemal ve Şinasi gibi dönemin yazarları makale ve yazılarıyla kadının konumunun iyileştirilmesini dile getiriyorlardı.

Namık Kemal, yayınladığı bir makalesinde, aile ve ulusun çöküşünün en önemli nedenlerinden birini de kadınların bilgisizliği olarak göstermiştir.

1911 yılında ilk kız lisesi, 1913'de ise ilk hastabakıcı kursu açılmış, ayrıca bu dönemde kadınlara yönelik Kadınlar Dünyası, Muhasin, Kadın, Demet gibi dergiler yayınlamaya başlamıştır.

1860'lı yıllardan sonra kadının çalışma hayatına girişiyle daha çok dokuma sanayii, kibrit ve ipek ipliği fabrikalarında istihdam edildikleri görülmüştür.

Özellikle 1912-1914 yıllarında savaşın yarattığı işgücü gereksinmesi sonucu kadın işçilerin sayısı giderek artmıştır.

Savaş döneminde kadınlar Adana, Urfa Çorap fabrikalarında ve halı tezgahlarında, devlet dairelerinde, pastanelerde ve hastanelerde çalışmış, hastabakıcı olarak da orduda hizmet etmiştir.

Kadınların çalışma yaşamına girmesinin bir sonucu olarak 1915 yılında çıkartılan bir yasa ile iş saatlerinde çarşaflarını çıkarmalarına izin verilmiştir.

Tanzimattan birinci dünya savaşı sonuna kadar geçen dönemde Osmanlı toplumunda kadın sorununa ilişkin gelişmelerin temel niteliği, kapsayıcı olmayışı, büyük kent kadınlarının çok sınırlı bir kesimine yönelik oluşudur. Birinci dünya savaşının sonunda Osmanlı Toplumunda kadınların büyük bölümü kırsal kırsal kesimde tarlada çalışırken, büyük kentlerde çok sınırlı bir kadın grubu öğrenim olanaklarından yararlanabilmekte, devlet dairelerinde erkeklerin boşalttığı uğraşlara girmekte, işçi kadınlar ise fabrikalarda çok düşük ücret karşılığı çalışmaktaydılar. Evlenme ve boşanma konularında şeriat hükümleri yürürlükteydi.. Kentli bir seçkin kadın kesiminin örgütlenme çabasında olmasına karşın, örnek olarak seçilen Batı'dan farklı olarak ne kadınların ne de kadın sorunu tartışmalarına öncülük eden yönetici kadroların kadınlara siyasal haklar tanınmasına ilişkin girişimleri yoktu.

Yurdun düşmanlar tarafından parçalanmasını önlemek için bütün milletçe girişilen kurtuluş savaşında kadınlarımız tüm dünya milletlerini hayretler içinde bırakan bir özvei ve çaba göstererek, hem mermi yapmış, hem bunları cepheye taşımış ve hemde savaşmıştır.Geride kalan kadınlar fabrikalarda, işyerlerinde erkeklerin bıraktıkları boşlukları doldururken aydın kadınlar ise yaptıkları miting ve gösterilerde Türk Milletinin haklı davasını tüm dünyaya duyurmuşladır.

Kısaca, Türk Kadını Kurtuluş savaşı'nda gösterdiği büyük yararlılıklarla gücünü hem Türk erkeğine hem de tüm dünyaya ispatlamıştır. O dönemde oğlunu ve eşini yitiren kadınlarımız bu acılara büyük bir metanetle karşılık vermiştir.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRK KADINI

Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşu Türk Toplumu'nda kadın haklarının ysal gelişimi açısından önemli bir dönüm noktasıı olmuştur. Cumhuriyetin temelinde Türk Kadınlarının kan, can ve emekleri bulunmaktadır.Çünkü Türk kadını Kurtuluş Savaşı'nda kentli ve köylüsüyle canla başla çalışmıştır.

Türk Kadını'nın Kurtuluş savaşında vatan topraklarının kurtulmasında olduğu gibi Türk Toplumunun kalkınmasında da çalışacağına inanan Atatürk 1920 'lerde “Büyük Türk Kadını'nı çalışmalarımızı onunla birlikte yürütmek amacındayız.Türk Kadını'nı ilmi , ahlaki,sosyal, ekonomik alanlarda erkeğin ortagı ve yardımcısı yapmak yolumuzdur. ” demiştir. Yarınki Türkiye'yi oluşturacak çocukları çağın koşullarına uygun bir düzeyde yetiştirecek kadınların eğitim görmesini isteyen Atatürk Yeni Türkiye'yi kurarken uygar toplumun yapı taşı olan ailenin en güçlü kişisi olan kadının geri kalmasını istememiştir.

Ulu Önder Atatürk'ün kadın haklarına bakışına bir göz atıldığında çağdaş ve eşitlikçi bir ”kadın” anlayışı olduğu görülmektedir.Bugün dünya aydınlarının birleştiği ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın yaymaya çalıştığı ileri düzeydeki görüşü, Atatürk çok önceleri dile getirmiştir. 1923'de İzmir'deki konuşmasında şöyyle der:”Şuna inanmak lazımdır ki, dünya yüzünde gördüğümüz herşey kadının eseridir.”

Bir diğer konuşmasında söylediği de bunu teyit etmektedir.Der ki;”Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi ; kaınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir.”

Cumhuriyet Dönemi'nde hazırlanan tüm Anayasalarda kadın-erkek eşitliği aranti altına alınmıştır.Ülkede yaşayan herkesin dil,din,ırk,renk,cinsiyet ve siyasi düşünce farkı gözetilmeksizin yasalar önünde eşit olduğu hükmü bugünkü Anayasamızın 10.maddesinde yer almaktadır.

Cumhuriyet Dönemi'nde Atatürk tarafından gerçekleştirilen devrimler kadının toplumda bir birey olmasını sağlanmıştır.1927 yılında yapılan nüfus sayımında ilk defa kadınlar da sayılmış , böylece kadınların nüfusunun yarısını oluşturduğu gerçeği sayısal verilerle kanıtlanmıştır.

1934 yılında kadınlar milletvekili seçme ve seçilme haklarına sahip olmuşlar böylece, en üst düzeyde karar alma organı olan parlamentoda yer almaya hak kazanmışlardır.Bu hakkı kadınlarımız birçok Avrupa ülkesi kadınından önce elde etmiştir.

1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu kadının toplumsallaşması açısından çok büyük öneme sahip olup,bugünkü çağdaş aile hukuk sistemine geçilmesini sağlamıştırAncak, kabul edildiği dönemde çağının ilerisinde olan ve günün koşullarına cevap veren Yasa bazı değişiklikler yapılması zorunluluk haline gelmiştir.Gelişen ve değişen ihtiyaçlar yönünde yeni bir Medeni Kanun Tasarısı hazırlanmıştır.


  •   Türk Hukukçu Kadınlar Derneği
  •   Türk Dünyasına Hizmet Edenler Ödülü-1998
  •   Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Kadını
  •   Türk Kadını'nın Bugünkü Durumu
  •   Devlet Bakanı Işılay Saygın ve 12 Üniversitenin İşbirliği
  •   Devlet Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı İşbirliği
  •   Uyuşturucu ile Mücadele Çalışmaları
  •   Başlık Parası Kalkıyor
  •   Aileden Sorumlı Devlet Bakanlığım Döneminde Madde Bağımlılığı Konusunda Yapmış Olduğum Faaliyetler
  •   Uyuşturucu İLE Mücadele
  •   "Aydınlanmanın Kadınları Ödülleri"
  •   Akdeniz Anemisi
  •   Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)
  •   Türk Mutfağı Yarışıyor
  •   4.Avrupe Bakanlar Kurulu Konferansı İstanbul'da Yapıldı.
  •   Kadın Erkek Eşitliği 4.Avrupa Bakanlar Konferansı
  •   Halı Üzerine Bir Söyleşi
  •   Filipinler 100. Yıl Bağımsızlık Kutlamaları

  • Işılay Saygın | Fatma Saygın | Osman Nuri Saygın | İzmir | Buca | Turizm Bakanlığı | Çevre Bakanlığı | Devlet Bakanlığı | Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı | Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü | İzmir Milletvekilliği | Ödül ve Plaketler


    DenizWeb © 2003 - 2008