DEVLET BAKANI IŞILAY SAYGIN İLE RÖPORTAJ

Devlet Bakanlığım dönemimde Diyanet işleri Başkanlığı ile işbirliği içinde çalışmalarımızı yürüttük. Anayasamızın 41.maddesinde:

“Aile, Türk toplumunun temelidir.Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirler alır, teşkilatı kurar”denilmektedir. Anayasamızın 58.Maddesi ise,

Devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır.”hükmünü taşımaktadır.

Bu yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla, ATATÜRK’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı kurulmuş ve bu Bakanlığın görevleri çerçevesinde, aile ile ilgili milli politikaların oluşması, Türk aile bütünlüğünün güçlendirilmesi ve sosyal refahın arttırılması için gerekli araştırmaların yapılması, projelerin geliştirilmesi ve bunların uygulamaya konulması gayesiyle, Aile Araştırma Kurumu”oluşturulmuştur.

Kadın Ana’dır. Ana ise “Cennet anaların ayakları altındadır”Peygamber muştusuna erişmiştir, Türk-İslam toplumunda daima baş tacı edilmiş bir aziz varlıktır. Diyanet İşleri Başkanlığının 1998 Aralık’ta çıkardığı 96 sayılı dergide sorumlu yazı işleri müdürü Gaffar Tetik ile yapılan röportajdaki soru ve cevaplar:

Sayın Bakanım!Malumları olduğu üzere 10 Aralık 1948 tarihi, ”İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nin, Paris Kongresi’nde kabul edildiği tarihtir.Beyannamenin 16. maddesi’nin (a) bendinde:

“Evlilik çağına varan her erkek ve kadın;ırk, vatandaşlık veya din bakımlarından hiçbir kayıtlamaya tabii olmaksızın evlenme ve aile kurma hakkını haizdir”hükmü yer almaktadır.

Kadın ve Aileden Sorumlu devlet bakanı olarak “Aile”nedir? Kimlerden teşekkül eder? Konu hakkında özet bilgi verebilir misiniz lütfen?



Evet!Beyannamede açıkça görüldüğü gibi aile kurma hakkı, evlilik hakkıyla birlikte anılmış Ve aile evlilik ile tanımlanmıştır.Bizim tanımlamamıza göre de aile;kan kanun ve evlilik Yoluyla birbirine belirli derecelerde akrabalıkları bulunan ev halkı üyelerinden meydana gelen sosyal bir kurumdur.Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi aile, evlilik yoluyla biraraya gelmiş karı-koca ile, bunların aynı çatı altında yaşayan çocukları ve kardeşleri gibi aralarında teşekkül eder.

Bizim aile tanımımızın asıl vurgusu toplum ve birey için vazgeçilmez kurum olan “Aile”nin Toplumsal ve yasal meşrutiyetini temin eden “evlilik ilişkisi”nin varlığıdır.

*Peki Efendim!Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vazgeçilmez ana temeli olan aile;yapı, bütünlük ve sosyal refah yönünden Anayasamız tarafından güvence altına alınmış mı?

Evet!Türkiye Cumhuriyeti Devleti için aile, her zaman gözetilen bir kurum olmuştur. Yürürlükteki Anayasamızın 41.Maddesi münhasıran ailenin korunmasına ilişkin bir düzenlemedir.41.Madde , ailenin Türk toplumunun temeli olduğu gerçeğinin altını özenle çizmekte, onun korunmasını Anayasal bir ilke olarak hüküm altına almaktadır.Aynı madde ile devlete , ailenin huzur ve refahının sağlanması ve bunun için gerekli teşkilatın kurulması yönünde bir ödev de yüklenmektedir.Bu anlayıştan hareketle, 1989 yılında “Aile Araştırma Kurumu” oluşturulmuştur.

Bu kurum, ”Türk ailesinin korunması , güçlendirilmesi ve sosyal refahının arttırılması için her türlü politikaya temel teşkil edecek araştırmaları yapmak ve yaptırmak “ şeklinde formüle edilen amacı doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmektedir.

Bugüne kadar bu kurum , aile merkezli olmak üzere çok sayıda araştırma ve yayının altına imza atmıştır. Bu araştırma ve yayınlar Türk ailesini tehdit eden ve tehdit etme ihtimali olan sorun alanlarına ilişkin tespitlerin yanısıra , çözüm önerilerini de içermektedir. Bugün gelişmiş batı devletlerinin aileyi korumaya ve güçlendirmeye yönelik politikaları , aile kurumunun dağılması ve fonksiyonların icra edemez hale gelmesi üzerine ortaya çıkan sorunlar karşısında geliştirilmiş bir yöntem iken , Türk Devleti;aile hala fonksiyonlarını icra edebildiği halde, takdire şayan bir öngörü ile aile kurumuna yönelmiştir.Bu sayede aile, varlığını sürdürme yolunda devletin tam desteğine sahip olarak güç kazanmaktadır.

Efendim!Gerek televizyonların renkli ekranlarında ve gerekse basının renkli sayfalarında verilen , örneğin kız kızla evlenme;resmi nikahsız olarak yaşama gibi bazı haber ve görüntüler Türk aile yapısını nasıl etkiliyor?

Bazı gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında aile değerlerimize aykırı çeşitli yayınların yapıldığı hepimizin malumudur.Bu konuda gerek yasalarımızda ve gerekse ilgili mesleki ahlak ilkelerinde gerekli ve yeterli hüküm bulunduğu halde ihlallerin önüne bir türlü geçilememektedir.Sadece ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında medyanın uyacağı etik ilkeler bütün ayrıntıları ile ele alınmıştır.3. Aile Şurasında da , ”Aile ve Kitle İletişim Araçları Komisyonu”tarafından bu tür bir çalışma yapılarak “Kitle İletişim Araçları Komisyonu “tarafından bu tür bir çalışma yapılarak , ”Kitle İletişiminde Meslek İlkeleri “ başlığı altında etik bir çerçeve çizilmiştir.Dolayısıyla medyanın işlediği her şeyi doğru ve meşru kabul edemeyeceğimiz gibi iletişim alanında yasalara ve bu konudaki ahlaki ilkelere uygun bir yayıncılık anlayışının yerleşmesi hepimizin arzu ettiği bir konudur.Kitle iletişiminde kamu yararının ve toplumsal sorumluluğun gözetilmesi yalnızca hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur. 3.Aile Şurası’nda benimsenen meslek ilkelerinde bu konular ayrı başlıklar halinde ifade edilmiştir.Bu ilkelerden bazıları şunlardır:

-Yayınlarda adalet ve hakkaniyet ilkelerine uyulmalı, yasalara saygılı olunmalıdır.Yargı kararıyla kesinleşmedikçe kimse suçlu ilan edilmemelidir.Kişi ve kuruluşlara yönelik eleştiriler aşağılayıcı , küçük düşürücü ve iftira niteliğinde olmamalıdır.

-Televizyon yayınların başlıca izlenme ortamının aile olduğu gerçeği dikkate alınarak yayın yapılmalıdır.

-Kitle iletişim araçları haber toplama ve sunma sürecinde adı geçen insanların onuruna , özel hayatlarının gizliliğine ve haklarına her zaman saygı göstermelidir.

-Adab-ı Muaşeret kuralları ailede verilmeli , saygı kuralları da aileden başlayarak aktarılmalı , çocuğun kendine ve topluma yabancılaşmaması ekseninde aile başlangıç noktası olmalıdır.

-Yaşlılar toplumdan ve aileden soyutlanmamalı , üretici oldukları ve topluma katkıda bulundukları hissettirilmelidir.Bakıma muhtaç yaşlılara ve bakımlarını üstlenen ailelere her türlü destek sağlanmalıdır.

-Toplumda hoşgörü, demokrasi başkalarının hakkına duyarlı olma ve vatandaşlık bilincinin oluşması konusunda ailelerin , çocukların ve eğitimcilerin resmi ve özel kaynaklar aracılığıyla bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır.

-Aile mahkemelerinin biran önce kurulması gerçekleştirilmelidir.

-Sosyal güvenlik alanındaki dağınık mevzuat hükümleri tek bir kanun altında toplanmalıdır.

-Kadınların okur-yazarlık oranları arttırılmalıdır.

-Kadına gelir getirici yetişkin eğitimi yaygınlaştırılmalıdır.

-Kadın veya çocuk istismarı sorununa çözüm getirmek için çocuk veya kadın sığınma evleri yaygınlaştırılmalıdır.

-Yaşlıların ve özürlülerin aile ve toplum içinde daha iyi entegre olup etkinliklerinin arttırılması için politikalar oluşturulup önlemler alınmalıdır.

Özet olarak ailemizi ve özellikle gençlerimizi olumsuz yönde etkileyecek her türlü yayının önlenebilmesi ancak sorumlu yayıncılık anlayışıyla mümkündür.

Kadın ve ailenin korunması, gerek islam Dini’nde gerek Türk toplumlarında hayatın en birinci gayesi olarak ortaya konmuş ve bu da milletimiz içinde her zaman uygulana gelmiştir. Kadınlarımızı ve annelerimizi daha güçlü hale getirilmesi için neler yapılması lazımdır.

Anayasamızda devletin anne ve çocuğu korumak üzere gerekli tedbirleri alması hükmü, kadının ailenin en temel ferdi olarak görüldüğünün de bir ifadesidir.Kadının güçsüz bırakıldığı, Çocuğu eğitemez, besleyemez hale geldiği durumlar, elbette aile bütünlüğünü de sarsacaktır.

İyi bir toplum, güçlü aileler ve güçlü fertlerden oluşur.Bunun için daha çok ve yaygın eğitim, yaygın sağlık hizmetleri, ailelere yönelik sosyal destekler önem taşımaktadır.Bunların Dışında maalesef bir çok kadınımızda istenmeyen bir durum olan boşanma sonrasında çocukları ile birlikte sıkıntıya düşmektedir.Sosyal ve hukuki güvencesi olmayan bu kadınlarımız için çeşitli yasal çalışmalar yürütmekteyiz.

Öncelikle resmi nikahı bulunmayan kadın ve çocuklarımıza sahip çıkmak amacıyla yürüttüğümüz nikah kampanyaları ile 55 bin çift, resmi nikaha kavuşmuştur.

Toplumun temeli ailenin sağlıklı yapılanması ve yürütülmesi onların oluşturduğu toplumun yarınlara daha güçlü bir biçimde ulaşmasını etkilemektedir.Aile içi şiddet bu durumu oldukça önemli bir şekilde zedelememekte, bireylerin toplum içindeki güvenini sarsmaktadır.Bu tür olumsuzlukların önüne geçebilmek ve aile içi şiddeti önleyebilmek amacıyla yoğun çabalarımız sonucu hazırladığımız 4320 sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” tasarısı, 14.11.1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bir kadın ve erkeğin nikahsız olarak yaşamalarına ve hatta çocuk sahibi olmalarına “Aile” denilebilir mi? Ve bu tür davranışların anayasamızdaki yeri nedir?

Biraz önce de açıklamaya çalıştığımız gibi aile evlilik temeline dayalı olarak kurulan bir müessesedir.Esasen insan hakları beyannamesi’nde de işaret edilen budur.Türk Medeni Kanunu Ailenin ne şekilde kurulacağı ile karşılıklı hak ve sorumlulukları açıkça ifade etmiştir.gerek evliliğe doğru giden süreçte ve gerekse evlilikte ehliyetin nasıl kazanıldığı ve nelerin evliliğe engel teşkil ettiği açıkça belirtilmiştir.Bütün bunlardan anlıyoruz ki Türk toplumunda ailenin nasıl kurulacağı, kimlerin evlenme ehliyetine sahip olduğu, hatta yakın akrabalardan kimlerle evlenmenin hukuken mümkün olmayacağı herkesin anlayabileceği şekilde açıktır.

Bütün bunlarla beraber bazı ayrıntılar ve istisnai durumlar kanunda yeterince açık bir şekilde ifade edilmiş olabilir.Bu gibi durumlarda ise Medeni Kanunun tatbiki ile 1.maddeye bakmak lazım.1.madde :”Hakkında kanuni bir hüküm bulunmayan meselede Hakim, örf ve adete göre , örf adet dahi yok ise kendisi vazıı kanun olsaydı bu meseleye dair nasıl bir kaide Vaz edecek idiyse , ona göre hükmeder” denilmektedir.

Bir kadın veya erkeğin nikahsız olarak yaşamaları hatta çocuk sahibi olmaları hem hukuki ve hem de örfi manada ciddi sorunlar getirebilir.Çünkü hukuken tescil edilmemiş Bir işlemin hukuki merciler önünde savunulması mümkün değildir.

Böyle bir evlilikte hak ve sorumlulukların hukuken takibi mümkün olmadığı gibi, inançlarına ve geleneklerine de aykırıdır.


  •   Türk Hukukçu Kadınlar Derneği
  •   Türk Dünyasına Hizmet Edenler Ödülü-1998
  •   Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Kadını
  •   Türk Kadını'nın Bugünkü Durumu
  •   Devlet Bakanı Işılay Saygın ve 12 Üniversitenin İşbirliği
  •   Devlet Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı İşbirliği
  •   Uyuşturucu ile Mücadele Çalışmaları
  •   Başlık Parası Kalkıyor
  •   Aileden Sorumlı Devlet Bakanlığım Döneminde Madde Bağımlılığı Konusunda Yapmış Olduğum Faaliyetler
  •   Uyuşturucu İLE Mücadele
  •   "Aydınlanmanın Kadınları Ödülleri"
  •   Akdeniz Anemisi
  •   Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)
  •   Türk Mutfağı Yarışıyor
  •   4.Avrupe Bakanlar Kurulu Konferansı İstanbul'da Yapıldı.
  •   Kadın Erkek Eşitliği 4.Avrupa Bakanlar Konferansı
  •   Halı Üzerine Bir Söyleşi
  •   Filipinler 100. Yıl Bağımsızlık Kutlamaları

  • Işılay Saygın | Fatma Saygın | Osman Nuri Saygın | İzmir | Buca | Turizm Bakanlığı | Çevre Bakanlığı | Devlet Bakanlığı | Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı | Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü | İzmir Milletvekilliği | Ödül ve Plaketler


    DenizWeb © 2003 - 2008